Ölmek Nedir?


Ölmek çok kötü bir şeydir (yine bir “ilkokul ikinci sınıf girişi” ile karşınızdayım). Ölmek, yatarak tedavi türleri arasında en etkili olanıdır. Kişide ruhsal ve bedensel hiç bir hastalık bırakmaz valla. Kişiyi kendisinden alır, “beni benden aldı” tadında.

Ölmenin ilk şartı, bir cana sahip olmaktır. İkinci şartı ise, kısa-uzun olsun, acılı-acısız olsun, bir hayata maruz kalmaktır. Bu iki şart yerine geldiğinde, gerisi sadece zaman meselesidir. Zaman en iyi ilaçtır; ötenazi ilacı.

Sanıldığının aksine, ölmenin yararları da vardır:

  • Ölmek, insanı hırslarından arındırır. Kişi öldüğünde, çıkarları uğruna başkalarına acı çektiremez.
  • Öldüğünüzde, sizi tanıyan ve çoktandır bir araya gelememiş kişiler, cenaze merasiminiz sayesinde hasret giderme fırsatı yakalar.
  • İçinizde kalan şeylerden kurtulursunuz. “Hayatta hiç grup sekse dahil olamadım” gibi dünyevi hayıflanmalar önce flulaşır, sonra kaybolur (ne güzel; ölürken gözünüzün önünden erotik film şeridi geçiyor).
  • Zengin kalkışı gibi zengin ölümü de makbuldür. Varlıklı kişiler öldüğünde, eşi-dostu, katlanılmaz yoksunluk hissini, mirastan kalanlarla rahatça doldurur.
  • Öldüğünüzde, başka birisi tarafından son kez yıkanma fırsatı yakalarsınız (hatırlayacaksınız, beni son olarak Charlize Theron liflemişti).

Bu arada, iki tür ölü vardır:

  • Yaşayan Ölü: “Hadi çıkıp biraz hava alalım”, “kalk, oynayalım” veya “uzan, sevişelim” gibi tekliflerinizi, “boş ver ya, kim uğraşacak şimdi” şeklinde bezgin argümanlarla geri çevirmeyi alışkanlık haline getirmiş kişilere yaşayan ölü denir.
  • Cansız Ölü: Yaşayan ölünün tüm davranışlarını sergileyip ilave olarak nefes almayan kişiye cansız ölü denir.

Şimdi de yukarıda bahsi geçen ölü türlerini, bir atasözü kapsamında inceleyelim ki, bilgimiz iyice bi pekişsin: “Cesurlar bir kez ölür, korkaklar bin kez”. Bu sözün pratiğe yansıması, cesurların cansız ölü, korkakların da yaşayan ölü haline gelmesi şeklindedir. Buradan çıkan sonuç şu: K.çı her zaman kollamak lazım (bu paragraftan, bu sonuç nasıl çıktı, ben de anlamadım. Kendimi iyi hissetmiyorum)

Bir insanın öldüğüne dair en önemli belirtilerden biri, aşağıdaki gibi özlü sözler söyleyememesidir:

  • Ben varsam ölüm yok, ölüm varsa ben yokum – Epikür (aklım karıştı; nereye gitti bu ölüm yauv?)
  • Hızlı yaşa, genç öl, cesedin yakışıklı olsun – Anonim (cesedin yakışıklı olsun ki, solucanlar, kurtlar daha bi iştahla yumulsun kadavrana)
  • Madem ölücez, niye doğuyoz? (kendim sordum diye demiyorum; çok güzel bir soru.)
  • Ne kadar zengin yaşarsan yaşa, toprağa düşersin oranda buranda bir miktar pamukla (çok çok güzel bir söz. Kim söyledi bunu? Ne kadar sallarsan salla, dona düşer son damla gibi oldu).

Ölüm türleri de çeşitlidir ha! Burada ikisini sizinle paylaşayım (gerisini muayenehaneme gelirseniz, tamamlarız):

  • Pisi Pisine Ölmek: Halk arasında “b.k yoluna gitmek” olarak da bilinen bu ölüm türünü kimseye tavsiye etmem. Ölüp canınızı teslim ettiğiniz yetmiyormuş gibi, toplumdaki itibarınızı da kaybediyorsunuz. Gerçi “ben öldükten sonra itibarı neyleyim!” dediğinizi duyar gibi oluyorum ama öyle demeyin. Nasıl yaşadığımız gibi, nasıl öldüğümüz de önemlidir (atıp tutuyorum işte; hoş gör sen, affet gitsin aldırma).
  • Hakkıyla Ölmek: Günde iki paket cugara katranını akciğere özenle yerleştirmek, kimyasal, plastik, naylon katkılı ne kadar pislik varsa “hımm, çok güzelmiş” diyerek yemek, iri birine salak salak diklenerek yumruk içinde kalmak hakkıyla ölüm nedenleri arasında geçer.

Ölümle ilgili ardışık tespitlerimi paylaşayım ki, Efervesan araya parça atmadı demesinler:

  • Hani “ölmeden önce yapmanız gereken 40 şey”, “gebermeden önce seyretmeniz gereken 1000 film” tadında yönlendirmeler vardır ya, tükürürüm ben öyle yönlendirmelerin içine (Melih beni andı). Güzel bir şey yaptıracaksanız, ölümü hatırlatmak zorunda mısınız kardeşim? Korku ile seyrettiğim filmden hayır gelir mi? Filmde adam kıza yumulurken, “bu film bittiğinde, ölmeme 47 film kalmış olacak. Acaba nasıl öleceğim? İnşallah tuvalette ıkınırken kalp krizi geçirmem de, geride kalanlar beni yanlış hatırlamaz” korkusuna mı sürükleneyim?
  • Ölüm (G.t) korkusu: Uçak korkusu, yükseklik korkusu gibi, ölüm korkusu da yaşam kalitemizi olumsuz yönde etkiler (hele ölmek, yaşam kalitemizi sıfırlar. Bak, hele  hele!). Yapılan araştırmalar, hayatlarını istedikleri gibi yaşayamayanların, önemli pişmanlıkları olanların, ölümden daha çok korktuklarını göstermiştir (arada çaktırmadan düzgün bilgi veriyorum ki, okuyucunun aklı iyice karışsın). Onun için mümkün mertebe kendimiz gibi yaşamaya çaba gösterelim. Tabi, şerefsiz bir insansak, mümkün mertebe kendimiz gibi yaşamayalım. En azından taklit yoluyla da olsa, iyi insan davranışları sergileyelim.
  • Öldüğünüzde oranıza, buranıza pamuk tıkamaları, ilk anda israf gibi görünse de, pamuk piyasasını canlandıracağınızdan, ekonomiye gözle görülür bir katkınız olur. Hani “eğrisi doğrusuna denk geldi” diye bir laf vardır ya, onun gibi bir şey. Bilmiyorum, kafam çok karışık.

Ölümle dalga geçmeye çalıştığım böyle bir yazının sonuna doğru, Azrail’in bana “sen dur; sonra soracağım ben sana yazıyı, dalgayı!” dediğini duyar gibi oluyorum (gaipten üç buçuk duyuyorum).

Yazının artık iyice sonuna doğru, aşka gelip aşağıdaki sözleri sarf etmek istiyorum:

“Ölmeden önce yapmanız gereken tek şey, sakin olmaktır”

ve ayrıca

Herkesin Azrail’i kendisine” (küçükken “herkesin tuttuğu kendisine” derdik ya, onun gibi)

Size sağlıklı, mutlu ve uzun bir ömür diliyorum. Ben bittim; siz kaçıp kurtarın kendinizi (Yeşilçam filmlerindeki gibi). Bu noktadan sonra ne yapsam, Azrail ile aramı düzeltemem.

Önümüzdeki haftadan itibaren, yaşamalı mizaha dönüyorum. Eğer kısa bir süre içinde ölmezsem, tekrar ölümlü bir yazı yazmak isterim; malzeme var. Ha ha ha ha! (psikopat profili çiziyorum ki, Azrail’e gözdağı vereyim. Yolunu değiştirsin beni görünce)Okunma Sayısı: 895

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir